Referandum

yemenmain_5

Selam

Uzun süredir yazıp yazmamak konusunda kararsızım. Meşguliyetim bir yana inandığım gerekçeler beni bundan alıkoyuyordu. Ancak biraz dertleşmek iyi gelebilir diye düşündüm. Ve malum referandum için tarihe bir not düşmek zorunluluğu hissettim. En azından doğacak çocuklarım ve torunlarım için…

Ve yazıyorum…

Kendimi bildim bileli görüşlerimi alenen söylerim. Genelde lafımı sakınmam. Patavatsız demediler hiç ama arkama dönüp baktığımda gayet tabi patavatsız birisiyim. Ancak kimseyi kırmak gibi bir niyetim olmadığı için patavatsızım. Öteki türlüsü bildiğin cinayete girer. Duygu cinayeti. Yoksa cinayetin sadece ölümle sonuçlandığını mı düşünüyordunuz!?

İkili ilişkilerim pek parlak değildir. O yüzden yılların arkadaşlıklarından asla vazgeçmemeye çalışıyorum. Bu açıdan gayet muhafazakar birisiyim. Sevdiğim ve hayatıma girmesini kabul ettiğim arkadaşlarımı hiçbir şeye değişmem. Çoğu zaman ailemden öte olduklarını hissederim. Bu korumacılığım yüzümden de yeni arkadaşlıklara açık değilimdir.

Boktan bir duygusallığım vardır. Önünü alamıyorum bir türlü. Olur olmadık zamanlarda duygulanırım. Ağlayabilirim de. Kemal Sunal’ın Gülen Adam filmine ağlamışlığım vardır. Zaten duygusal film. Ağlayacağım tabi.

Bu bloğu açarken tamamiyle akademik yazılar yazmak arzusu vardı. İnsanları bilgilendirmek niyetindeydim. Belki zamanla bu niyetimi gerçekleştirebilirim ama bu süreçte şunu farkettim. İnsanların bilgilenmeye ihtiyaçları yokmuş. Onlar tamamiyle hazcı fikirlerin müridleriymiş. Yani iç huzurlarını, mutluluklarını, sevinçlerini artırmanın peşindelermiş. Gayet tutarlı ve rasyonel bir hayat şekli bu, saygı duyarım. Ben de artık bilgilendirme seansları havasında geçen sohbetlerimi sadece bunu isteyenlere yapıyorum. Diğerleriyle eğlenebildiğim ve karşımdakileri mutlu edebildiğim kadarıyla var olduğumu biliyorum ve bu şekilde var olmaya çalışıyorum.

Uzun yıllar ailemden ayrı yaşamamın ve çocukluğumdan beri akrabalarımla bir ilişki kurmamamın getirdiği bir hissizlik var üzerimde. Etrafımdaki olaylara karşı duyarsızlaştığımı ve umursamazlığımı hissedebiliyorum. Bu da beni diğer insanlar gibi hazcı olmaya itiyor galiba. Keyif alabildiğin kadar keyif almaya bak. Yeni mottom bu.

Ömer Hayyam’ın dediği gibi:

”Cehennem boşuna dert çektiğimiz günler,

Cennet gün ettiğimiz günler.”

Şu an bir referandum süreci yaşıyoruz. Bu süreçle alakalı kalın kalın yazılar yazmak istiyordum. Malum meşguliyetler buna imkan vermedi. Ama belki biraz bir şeyler karalayabilirim dedim ve içimde yazma arzusu doğdu.

Ortadoğu toplumuna dair kafamda deli sorular vardır. Ara ara aklıma gelir hem çözüm bekleyen eski sorularım hem de yenileri. Akademik olarak okumalarını yaptığım ve anlamaya çalıştığım sorular bunlar. Bu süreç zorlu bir süreç. Bilmediğin bir konuya çözüm aramanın zorluğunu hepimiz yaşamışızdır. Çeşitli kavramlar üzerinde kayboluyorum bazen. Ama garip şekilde her farklı sorunsala cevap aradığımda dönüp dolaşıp ortadoğu din anlayışına, gelenekselciliğine ve çarpık ahlak anlayışına geri dönüyorum. Motor güç bu coğrafyada din. Marx’ın üst sınıf – alt sınıf ilişkisinde ve sınıf çatışmalarında öne sürdüğü ”Din toplumların afyonudur.” sözünde neyi kastettiğini anlamaya başladım galiba. Sömürüye karşı sana sabretmeyi öğütleyen ve insanın içinde haksızlığa karşı durmadaki en ufak bir kırıntıyı bile yok edebilecek olan dini bakış açısının bu toplumlara verdiği zararı gösteriyor bana. Ya da ben bunu öyle görmek istiyorum.

Dedim ya bilgilendirme yazısı olmayacak diye, emin olun öyle olmayacak. Sadece kendi düşünce dünyamın hezeyanları bunlar. Hayatı anlamlandırmaya çalışmamın ürünleri. Kimseye karşı beylik laflarla üstünlük kurma gibi bir gayretim yok. Her konuştuğum zeka karşısında ne kadar gerizekalı olabileceğimi anlayabiliyorum. Zaten geç öğrenebilen birisiyim. Kimseye ahkam kesemem. Kendimi anlatmak istememin ürünleri. Duygu hatalarımdan dolayı beni mazur görün lütfen.

Pek konuşmayı seven birisi değilim ama damarıma basıldığı zamanlarda kendimi kaybetmişliğim vardır. Herkes kadardan biraz daha az konuşurum. Arkadaş ortamlarımda biraz artıyor bu konuşmalarım ama onun dışında gayet sessizim. Zaten konuşmaktan sıkılıyorum. Bu sıkılganlık da son zamanlarımda çok arttı. Karşımdakine düşüncelerimi açmamın ne kadar gereksiz olduğunu düşünüyorum artık. Çünkü o senin düşüncelerini önemsemiyor gibi geliyor. Sadece bir katil sanki. Zamanı öldüren cinsinden. Ben de doğal olarak artık çok fazla sıkılıyorum konuşmaktan.

Bir kitapta rastlamıştım. Altemeyer diye bir adam ve o adamın sağ otoriteryenlik eğilimleri diye bir çalışması vardı. Ben buna sağ otoriteryenlik eğilimleri çalışması diyorum. Akademideki adı biraz daha boktan. ”Sağ Kanat Yetkeciliği” diyorlar Türk akademisyenler. Sanırsın çaresi olmayan bir tavuk hastalığı. Bu zorlama tanımlarla her karşılaştığımda aklıma şu gelir genelde, ”yahu bu çalışmaları benim halkım nereden ve nasıl öğrenecek” derim. Belki şu yaptığım yani yazıyor olma hali bir yol olabilir ve bazı zihinlerde kapılar açabilir. Beni yazmaya iten sebeplerden biriydi bu.

Altemeyer yaptığı çalışmada birkaç sonuç sunmuş bize. Ben sadece örneklerini verip geçeceğim. Derinine girmek beni aşar. Haddim de değil.

Örnekler şunlar;

  1. Yetkeci boyun eğicilik, bireyin kendini üyesi olarak gördüğü toplumda yer alan herkes tarafından onaylanan ve yasalarla da meşru kabul edilen yetkeye yüksek düzeyde boyun eğmesidir.

  1. Yetkeci saldırganlık, bu yetke tarafından da onaylanan, kendilerinden farklı gördükleri kişi ya da gruplara yönelik genel saldırganlık durumudur.

  1. Geleneksellik ise, toplum ve yetkece de desteklenen toplumsal geleneklere gösterilen yüksek düzeyde bağlılıktır.

Yetke: Otoriteyi elinde bulunduran kişi misalinden Yetkisi Olan Kişi olarak çevirebiliriz.

Gurup: Örnek olarak;

  • Aleviler-Sünniler-Şiiler,

  • Kamyoncular-Taksiciler-Dolmuşçular,

  • Laikler-Anti Laikler,

  • Dindarlar-Daha az dindarlar,

  • Fenerbahçeliler-Galatasaraylılar-Beşiktaşlılar-Trabzonsporlular vs.

İşte karşımdaki guruplara, ya da guruplaşmış ahlak topluluklarına baktığım zaman ve onların üyeleriyle karşılaştığımda konuşmaktan sıkılıyorum. Onun yerine bir sigara yakıp etraftaki güzellikleri kesmek daha çekici geliyor.

Sonuç olarak bu referandum sürecindeki yaratılmak istenen algının bizde yarattığı durumu anlamak için yukarıda 2. maddede bahsedilen saldırganlığın örneklerini toplumda görmemizi istiyorum. Bu saldırgan söylemler iktidarın dilinde apaçık gözükmekte. Hayır diyenlerin terörist olduğunu veya darbeci olduğunu ima etmeyi geçtim, bu durumun bodoslamadan söylenmesi toplumun temsilcilerinin bile sağduyularını bir kenara bırakıp nasıl bir savaşım haline geldiklerinin göstergesidir bence. Sanki evet diyenler vatanın temsilcileri. Yok böyle bir ayrım, ayrıştırma. Bütün siyasetçileri buradan kınıyorum. Eheheh…

Sizi bilmem ama bu sebeple ben HAYIR diyorum ve saçma bir şekilde de TERÖRİST olmadığımı insanlara göstermeye çalışıyorum. Hepimize mutlu yarınlar.

Okuduğunuz için teşekkürler…

Not: Yazılarımla alakalı eleştirilerinizi yazarsanız ben de kendime yeni görüşler katabilirim.

Reklamlar

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap / Değiştir )

Connecting to %s